"İkna etmek" kabiliyet değildir

Zeynel Abidin Öztürk -
3 ay önce

3 ay önce güncellendi.

Bu konuyu kısaca ele alma ihtiyacı duymamın sebebi, son yıllarda özellikle halkımızda oluşan, güzel sanılan bir düşüncenin aslını tespit etmek. Basit, ancak dikkatle ele alınması gereken bu konuyu en baştan bir başka konuyla kısaca açıklamak mümkün: Zeka övülecek bir özellik değildir; çünkü zeka, aklını kullanmayanda görünür olur.

Ne üzücü ki düşünmeden övülen şeyler arasında "ikna edicilik" de geçer oldu, tıpkı bir şeyleri haksız şekilde elde etmenin bir tür yetenek olarak görülmesi gibi. Gerçeği söyleyenin sizi bu konuya ikna etmek için özel bir çaba sarf etmesi gerekmez, sadece gerçeği daha farklı şekillerde söyleyebilir. Bu ise aslında "ikna edicilik" değildir, karşı tarafın ikna olmasıdır.

Örneğin bir satıcı size malın özelliklerini düz bir şekilde anlatır, olumsuz özelliğini de söyler, siz "ikna olmazsınız". Bu durumda o satıcı, bazı kişiler arasındaki tanımıyla "ikna edici" birisi olmaktan çıkar.

Bir başka satıcı, malın iyi özelliklerine öylesine inanmıştır ki, büyük bir keyif içinde, nefes almadan bunları sıralar. Kendisine yöneltilen sorular, hep olumlu cevaplar bulur. Biraz da gerçekçilik olsun diye, araya birkaç küçük, ancak önemsiz kötü özellik ekleyebilir. Bu kişi, bir takım kişilerin tanımına göre "ikna edici" olur, hatta bazılarına göre kıskanılacak bir sihre sahiptir.

İkinci örnekteki satıcı, öncesinde araştırma yapmadan satın aldığınız şeylerde sizi birçok kez hayal kırıklığına uğratacaktır. Şimdi kendi yalanına inanan bir kişinin karşı tarafı "ikna etmesi", bir kabiliyet midir? Öyle olsaydı en kabiliyetli şahsiyet, şeytan olurdu.

Burada sadece bir satıcıdan örnek verdim. Ekrandan geçen yazılara bakmadan konuşamayan kişilere birkaç sene önce, defalarca "hitabı güçlü" diyenler, bugünlerde muhtemelen biraz pişmandır. Halbuki o gün de, böyle bir "güçlü hitap" diye bir şeyin olmadığı belliydi; esas olan kişinin esasısının güçlü olmasıydı. Ondan sonra hitap zaten güçlü olur.

Vücut dili de öyle...

Buradan yola çıkarak günümüz beşeriyeti, bir topluluğa hitap ederken vücut dilini çok önemli bir yetenek olarak anlatıp duruyor. Bu, elma ağacında kızarmayan elmaların, kırmızı olmasının önemini anlatmaya, ancak olmayanları tek tek boyamaya benziyor. Vücut dilinin, kişinin o konuya hakimiyetiyle esasen hiçbir ilgisi yoktur. Hatta aksine, vücut hareketlerinde aşırıya kaçanlar, eksiklerini kapatmaya çalışıyordur. Vücut hareketlerinin, esasen karşı tarafın inanmasını sağlamak konusunda da bir etkisi yoktur; ancak evet, kandırma konusunda bazen etkili olabilir.

Bundan dolayı, benim tavsiyem, vücut dilini doğal haline bırakmak; bu konuya takılmamak.

Biliyorum, yine her zamanki gibi "yine ne saçmalıyorsun" diyenler olacak, ama bunun benim için bir önemi yok. Size sadece Gazi Mustafa Kemal'in konuşmalarına biraz bakmanızı tavsiye ediyorum. Ülkemizin büyük kurucusu, sizi ikna etmek için bir kez bile elini kaldırmıyor...


Bu yazıyı faydalı buldunuz mu?
1 0
Bu sayfayı paylaşın:

E-posta listemize kaydolun!

Eposta adresiniz gizli tutulur. Spam göndermiyoruz.